Zihnimin Abuk Kuşundan Sabuk Ötüşler – 3 buçuk (Üç.5)

Yine BİR Cumartesi gecesi, BİR sonraki günün tatil olması hevesiyle elimde BİR kupa kahve ile uykuya direniyorum. Göz kapaklarım ise telefonda çalan müziği çok beğenmişçesine, alkış ritminde kapanıp açılıyorlar ve daha kahvemi yarılamamışken yorulup tamamen kapanıyorlar.

Oturduğum koltukta sızmış uykumun fazları arasında ilerliyorum. Uykuya dalma evresini atlatıp, beynimde teta dalgalarının göründüğü söylenen fazı pas geçip, delta dalgalarına ulaşmış, kas hareketlerinin minimalize, göz hareketlerinin ağır aksak olduğu non-rem evrelerini siyah-beyaz dandik rüyalarla beraber çok hızlı BİR şekilde atlattıktan sonra, heyecanla REM safhasına geçiveriyorum.

Kapalı gözler yerlerinde duramayıp çılgınca hareketleniyorlar. Büyük BİR sevinçle renkli rüyalar aleminde koşturmanın kıyısındayken, ezan sesiyle uyanıveriyorum.

Koltukta oturarak uyumanın verdiği vücut ağrılarını gidermek üzere gerinirken, BİR yandan da ne çabuk sabah oldu diye içten içe söylenip yatağıma geçerek uykuma devam etme planı yapıyorum.

Oturduğum yerden ayağa kalkıyorum, önce dönüp duvardaki saate BİR bakış atıyorum.

O da ne! Saat daha gece/sabah 02:16!

İyi de bu saatte ezanı kim neden okur?

Pencereyi açıyorum, dışarıyı dinleyip minareye bakıyorum. Sokak sessiz, minareden ses gelmiyor ama ezan sesi hala geliyor, peki ama nereden?

Sesin nereden geldiğini ararken, balkondan gelen tıkırtıları duyuyorum ve balkona yönelip kapısını açıyorum ve tam karşımda gördüğüm yaşlı adam ile irkiliyorum!

Korkudan ne yapacağımı şaşırıp geri geri giderken, arkamdaki koltuğa takılıp yere düşüyorum. Adam karanlıkta silkelendikten sonra üzerime doğru geliyor. Elini uzatıyor ve beni yerden kaldırıveriyor. Ben ise titremeye devam (muhtemelen balkon kapısından gelen soğuk hava sebebiyle).

Koltuğa oturuyor hiçbir şey demeden. Yüzüne dikkatle bakıyorum, tanıdık geliyor. Düşünüyorum, düşünüyorum…derken saçmalıyorum!

– Sen Tolkiensin ! J.R.R. Tolkien!
!

Gülümsüyor bir şey demeden. Ben devam ediyorum;

– Yok yok saçmaladım! Olamazsın…da kimsin sen? Tolkien misin?Saçma…*

– Doğru bildin, tanıyacağından emindim zaten.

– Ya, hadi be ordan…sen o olamazsın…ne alaka…hem Tolkien Katolikti.

– Olur, oldu işte ben buradayım. Hem ne olmuş Katoliksem?

– Birisi Ezan okuyordu ya…

– Eee bu Katolik olmama engel mi?

– Ulen ben uyanmadım değil mi aslında, hala o tatlı REM uykusunun renkli rüyalarındayım şu anda değil mi?

– Bal gibi de uyandın evlat! Kendine gel, silkin! Ben buraya boşu boşuna gelmedim!

– Boşuna mı gelmedin, uyandırdın sen beni…ne için diye sorsam…sorsam mı? Sorayım…Ne için ?

– Bak evlat, çok vaktim yok, daha dünyanın birçok yerinde ulaşacağım BİR dolu insan var.

– Ehe…yani…ne için?

– Dünya ikiye bölündü, ve büyük BİR savaş başlıyor, başladı belki! Sen de BİR an önce kendi tarafına katıl, gücümüze güç kat!

– Savaş? Ne Savaşı?

– 3.Dünya Savaşı! Diğer Dünya Savaşlarına benzemeyecek! Çok daha kanlı olacak!

– Hay bin Hobbit! O ne ya? Niye ki? Suriye mi sebep?

– Ne Suriye’si şaşkın! Suriye olsa benim burada işim ne! Bu gerçekten Dünya Savaşı! Tüm Dünya gerçekten savaşın içinde. Sen de tarafına katıl, gücümüze güç kat!

– Ne tarafım ben ya? Gücümüz derken ne demek istiyorsun?

-Tom Bombadil!

-Haydee, Tom Bombadil nereden çıktı şimdi?

-Sen Tom Bombadil tarafında değil misin?

-O ne demek ya? Dünya Savaşı ve Tom Bombadil ne alaka?

-Bu savaş, Tom Bombadil tarafında olanlar ve olmayanların savaşı. Biliyorsun Tom Bombadil’i.

-Biliyorum tabii, Orta Dünya’nın pek şakrak, gizemli karakteri.

– Ama seviyorsun, yani romanda olmasından mutlusun değil mi?

-Eee Evet!

-Hah işte, tarafın belli.

– Ya beni çıldırtma da söyle lütfen, Savaş sebebi nasıl olabilir Tom Bombadil gibi BİR karakter!

– Yüzüklerin Efendisi’nin filmini yaptılar yıllar önce ya, ama o filmde Tom Bombadil yoktu!

– Ha evet yoktu, zaten film serisinin tamamını izlemedim ben de.

– İşte, senin gibi düşünenler, ki ben sizleri benim tarafımda görüyorum. BİR de Peter Jackson gibi düşünenler var, yani Tom Bombadil’in Yüzüklerin Efendisi içinde olmasını anlamlı bulmayandenyolar!

– Var var da… Ben hala Dünya savaşı kısmını anlayamadım?

– Maalesef Bombadildir bu savaşın sebebi.

– Yahu, Bombadil ki iktidar, savaş umurunda olmayan ırkı bile belirsiz, nevi şahsına münhasır doğa adamı. Hiç böyle BİR adam yüzünden savaş çıkar mı?

– Savaşı isteyen Bombadil değil! Ama insaniye Bombadil’i bile savaş sebebi yapabiliyor işte, ne büyük kudret! Bil ki savaş başladı, çok az kaldı seni de bulmasına, hazırlıklı olman lazım. Kaçma şansın yok, sen BİR Bombadil değilsin. Seni uyarmak için geldim.
Aslında bu savaş, yüzüğe tapanlarla, yüzüğü önemsemeyenlerin savaşı.

– Bu nasıl BİR savaş peki? Savaşacak donanımım bile yok! Düşmanı görünce tükürük saça saça dil çıkarabilirim en fazla!

– Bunlar 1.Dünya savaşında benim kullandığım miğfer ve silah, sana yardımcı olacaklardır, al bakalım benim gitmem lazım.
Kara bulutlar yaklaştı, gökten toprak yağmadan ciğerlerine bu savaşın tadını çıkar. Üzgünüm ama bu savaştan kaçamazsın.
Kaçamadığın senindir!
!

Ben şaşkın şaşkın miğfer ve silaha bakarken,Tolkien gidiverdi. O sırada dışarıdan silah sesleri geliyor, beynimde ise “Kaçamazsam benim olan nedir ulan?” sorusuyla beraber pencereden bağırıp çağırarak delikanlılık yapma çabalamasına giriştim.

– Tom Bombadil’in Askerleriyiz! BİR vursanız bin geliriz! Aslanız, Kaplanız! Arkana bak len!!!
!

Parkta savaşan kalabalıklar her saniye ikiye katlanıyordu adeta. Miğferi hemen kafama taktım ve silaha sarıldım.

Büyük BİR patlamayla kendimi kum havuzunun içerisinde buluverdim. Deli gibi yağmur yağıyordu. Aklıma Bombadil’in Orta Dünya’ya düşen ilk yağmur damlasını gördüğü geldi. Herhalde yağan yağmur damlaları da bizden yanadır, vardır BİR hikmeti diye moral buldum.

Sırılsıklam BİR halde kumların üzerinde oturmuşken, denizin altında cigara yakıp burnumdan duman çıkarma özlemi düşüverdi içime. Bu nasıl BİR özlem yahu diye düşünüyordum ki üzerime doğru koşan BİR anti-Bombadilist grup gördüm.

Parkın sağ tarafındaki salıncaklara doğru koşturdum. BİR salıncağın üzerine çıkıp hızla kendimi sallayarak ilerideki kaydırak kulesine doğru fırlattım. Roaaarrr! diye bağırmayı ihmal etmedim tabii.

Etrafa iyice bakındım,

3.Dünya savaşı çıkmıştı ve Savaşın ortasında başımda miğfer, elimde silah BİR kaydıraktan kayıyordum.

Her yerde bombalar patlıyor ve geceyi aydınlatıyorlar ama ben hala kaydıraktaydım. Bu kaydırak ne ara bu kadar uzadı, kay kay bitmiyor diye diye kaymaya devam ediyordum. Arkama baktım, Albert Einstein! Evet evet bu sefer de Einstein hemen arkamda benimle aynı kaydıraktan kayıyordu!

– Hey baksana, sen Einstein değil misin!?

– Evet benim. Kaymak ne kadar eğlenceli değil mi?

– Normalde eğlencelidir ama böyle BİR ortamda biraz garip değil mi? Senin ne işin var burada?

– Ben buraya yanlışlıkla geldim. Ben aslında 4. Dünya savaşına gidecektim çünkü onun sopalarla taşlarla olacağını iddia etmiştim ve görmek istedim ama BİR yanlışlık olacak ki buraya geldim. Belki de 4.Dünya savaşı hiç olmayacak, bu savaş insanlığın son savaşı ve yok olması olacak.

– Ne de güzel konuşuyorsun sen, içimi ferahlattın. Bu arada bu kaydırak nasıl BİR kaydırak yahu, hala kayıyoruz, BİR sonu yok mu bunun?

– Sen hala hayatta mı olduğunu zannediyorsun?

– Zannet miyim mi?

– Boş ver, zannetme.

– Öldüm mü yoksa?

– Belki...

– Yok yahu na-mümkün, bana hiç BİR mermi vs… gelmedi, yaralanmadım bile!

– O koltukta sızmayacaktın.

– Evet, her şey ondan sonra başladı. Ama ne ilgisi var.

– O duyduğun ezan sesini hatırlıyor musun?

– E..evet?

– Ezandan öncesini de hatırlamaya çalış!

– …Sela…

– Peki, Tolkien gitmeden önce, neler demişti?

– Neydi…hmm… ”Kaçamadığın senindir” demişti…BİR de “gökten toprak yağmadan ciğerlerine…” * ahaaaa yoksa! Ağaçkakan woody aşkına!

– Kesin BİR kanaat getirme derim, gerçeği çözemezsin, ancak anı yaşarsın.

– Sen çözemedin mi?

– Bilmiyorum ama şu anda tek gerçek bu Savaş ve kaydırak!

– Daha ne kadar kayacağız böyle? Bu nasıl gerçeklik? Gerçek belki de gerçeğin hiç olmayışıdır! Bu kaydırak BİR sonsuz döngüdür alemler arasında. Ya da bu kaydıraktır benim kabir azabım?

– Belki bu kaydırağın sonunda Tom Bombadil’in Yaşlı Ormanında bulacaksın kendini.

– Savaş ne oldu?

– Baksana kaydırakta arkamızda upuzun BİR kalabalık var. Sanırım savaş yavaş yavaş bitiyor ve yeryüzünde insan kalmıyor.

– Ya Einstein, senin gerçekten burada işin ne? Tüm olan bitenler arasında çok alaksız duruyorsun sen?

– Şimdi şu kaydırakta bile BİR savaş çıkmasına sebep olabilirsin bu soruyla.

– Nasıl?

– Einstein burada olmalı diyenler ve ne işi var diyenler olarak ikiye bölünebilir insanlar.

– Ya biz insanoğlu ne gerginmişiz böyle! Savaşmaktan utanmayıp, sevişmekten utandık durduk, savaşa ve sevişmemeye ne kolay bahaneler bulduk.

– Aklın fikrin sevişmekte, bu ortamda konuyu sokuşturdun ya araya.

– Yok hani tabii..ehem…hani savaşma seviş diye BİR deyiş var ya, işte ondan mütevellit şey-ettim. Sen konuş öyleyse.

– Ben barış için mücadele etmek istedim hep. İnsan’ın savaş hizmetini reddetmediği sürece hiçbir şeyin savaşları ortadan kaldırmasının mümkün olmayacağını söyledim. İnsanın inandığı BİR şey, örneğin barış uğruna ölmesi, inanmadığı, örneğin savaş gibi BİR şey yüzünden acı çekmesinden daha iyi değil mi? Ders kitapları savaşı yüceleştirdi, dehşetlerini ise anlatmadılar. Bu yöntemlerle çocuklara nefret aşılandı. Ben onlara barışı öğretmek istedim, nefreti değil; sevgiyi öğretmek istedim, savaşı değil!

– Biliyorum bu sözleri, Sigmund Freud’a yazdığın mektupta da böyle demiyor muydun?
Hem sen bana hesap mı veriyorsun? Ben seni suçlamadım ki? Her şey oldubitti zaten, daha ne reklam kokan cümleler kuruyorsun öyleyse? Gereksiz hareketlerin, lüzumu yok. Kaydırakta kayıyoruz hala, Yaşlı Ormana mı, Hüküm Dağına mı düşeceğiz belli değil.
Yahu nerede bu Tolkien?

– Dede Efendi’den notalar getirecekti bana ama gelmedi.

– Dondurma da getirse keşke.

– A bak! Kaydırağın sonuna yaklaştık, düşüyorsun, dikkat et!
!

Kalabalık gür BİR ses dalgası o esnada patladı;

“Helal Olsun!”
!

Benim dilimde ise Tom Bombadil’in Hobbitlere öğrettiği şarkı;

Hey! Tom Bombadil, Tom Bombadillo!

Su, orman, tepe, saz ve söğüt adına,

Ateş, güneş, ay adına, dinle şimdi, duy bizi!

Gel Tom Bombadil, ihtiyacımız var sana!


Story Copyright : OTahirZGN
Image source

ZAK000.png

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.