Zihnimin Abuk Kuşundan Sabuk Ötüşler – 4 (Roma Rakamıyla IV)

Mesai saatinin sonlarına doğru gelmiştim. O gün işe araba ile geldiğimden dolayı telefonumdan trafik haritasını kontrol ettim. Her yer kıpkırmızıydı, ne köprüler ne de tünelden gitmek için yola koyulmak akıllıca değildi. Biraz daha ofiste kalıp trafiğin sakinleşmesini beklemeye karar verdim. Yavaş yavaş tüm kat boşalıyordu. Her gidenin arkasından “iyi akşamlar”diye sesleniyordum. Herkes çıktıktan sonra, sakin kafayla okunmamış posta temizliği yapmaya koyuldum. Yaklaşık bir buçuk saat sonra gözlerim bilgisayar ekranıyla münasebete devam etmek istemediklerini bildirdiler.

ZAK ayracı.jpg

Trafik durumunu kontrol etmeden ofisten çıktım ve arabama doğru ilerledim. Bütün gün güneşin altında beklemiş bir arabaya binme zulmünü sineye çekmiştim. Arabaya biner binmez pencereleri açtım, emniyet kemerimi bağladım ve radyoyu da açtıktan hemen sonra yola koyuldum.

İkinci köprüyü kullanmaya karar vermiştim ve doğru bir hamle yapmış gibi görünüyordum. Keyifle akan trafikte yol aldım. Yaklaşık 35 dakika civarında köprüye varmıştım bile. Keyfim sigara yanında sabah kahvesini höpürdetmek kıvamındaydı.

Ta ki köprünün tam ortasında freni köklemek suretiyle durmam gerekene kadar. Aniden durmuştu trafik. Halbuki normalde köprünün ortasında durmazdı, yavaş da olsa akardı. Kısa süreli bir sıkıntı olabilir diye düşünüp keyfimi korkutmama gayretinde bulundum. Yarım saat geçmişti ve bir adım bile kıpırdayamamıştık. Bütün zaman kazancım köprünün ortasında heba edilmişti. Sinirden dişlerimi gıcırdatmaya başlamıştım. Neler olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Telefondan haberlere, radyodan trafik kanalına bakınca da herhangi bir olumsuzluktan bahsedilmiyordu. Kontak kapatmıştım artık. Kapıyı açıp dışarı çıktım neler olduğunu anlayabilirim belki diye ama upuzun bir araba deryası önümde durmuş sonunu göremiyordum. Hayra alamet olmasa gerek diye biraz da endişeye kapıldım. Bindim arabaya geri. Hava da iyice kararmıştı ama köprünün ışıkları etrafı aydınlatıyordu. En sağ şeritte duruyordum ve sağ camdan boğazı izlemeye çalışıyordum.

ZAK ayracı.jpg

Köprünün korkuluklarının hemen yanında dar ve beyaz elbiseli bir kadın belirmişti. Sıkıntıdan arabasından inmiş olmalıydı. Elbisesi kısaydı, uzun beyaz bacakları vardı. Bacaklarına bakmaktan kendimi alamıyordum. Yüzü Boğaz’a dönük idi, dar elbisesi yuvarlak kalçalarını belirginleştiriyordu. Aniden arkasını döndü ve göz göze geldik. Onu izlediğimi fark etmişti. O kadar canım sıkılmıştı ki utanıp yüzümü çevirmek zül geldi. Gözleri birer dolunay gibi parlıyorlardı. Arabaya yaklaştı ve kapıyı açıp yanıma oturdu. Heyecandan bir şey diyememiştim. Kokusu arabaya yayılmıştı. Temiz hava bulmuş gibi, kokusunun karıştığı havayı ciğerlerime dolduruyordum. Elimi tuttu ve sağ bacağının üzerine koyarak kulağıma doğru eğildi. Diliyle kulak mememi ıslatacak şekilde bir tur attı kulağımda.
Oturduğum yerde öyle bir titredim ki köprü sallandı. O an beynimde kalan son kan damlacıkları beni kendime getirmeye yetti.

ZAK ayracı.jpg

Kimdi bu kadın?

Neden yanıma geldi?

Hiç tanımadığım bir kadın, durmuş trafikte arabama binmiş ve beni baştan çıkartıyordu. Acaba organ mafyasının işi olabilir miydi?

Ya bir küvette böbreklerim çalınmış olarak uyanacaksaydım?

Tüm bunların içimde kara delikler açtığı anda yan camın da yumruklanması, beni yerimden sıçratıp kafayı tavana çarpmama sebep olmuştu. Yine köprünün sallanmasına vesile olmuştum.

Yüzümü çevirdiğimde gördüğüm ise dağınık saçlarıyla Einstein’dan başkası değildi. Kapıyı açtım hemen.

ZAK ayracı.jpg

dialog2.jpg Einstein! Yine mi sen? Benimle ne derdin var sorabilir miyim acaba?

dialog2.jpg Bak evlat seninle hiç bir derdim yok. Her seferinde denk geliyoruz. Benim derdim şu sapyoseksüel ile.

dialog2.jpg Kim o sapyoseksüel?

dialog2.jpg Estella!

dialog2.jpg Estella mı? Demek adı Estella. Siz nereden tanıyorsunuz birbirinizi?

dialog2.jpg Yahu ne demek nereden tanıyorsunuz birbirinizi, biz beraberiz. Asıl sen onu tanımıyorsun.

dialog2.jpg Ha, evet ben tanımıyorum birden biniverdi arabaya.

dialog2.jpg Tamam, çekil bakayım aradan. Estella gelir misin lütfen? İn şu arabadan.

dialog2.jpg Hayır Albert, gelmeyeceğim.

dialog2.jpg Ya bir dakika sizin aranızdaki problem nedir?

dialog2.jpg Albert’in ayakkabıları çorapsız giymesine tahammül edemiyorum.

dialog2.jpg Ne, ayakkabıları çorapsız mı giyiyorsun sen? Iyy ben de hiç sevmem. Tabii beni ilgilendirmez. Ama şu aralar çok moda ha. Yine de sevmiyorum.

dialog2.jpg Çorap giymeyi sevmiyorum. Hem size ne bundan? Estella gel diyorum sana. Hem bak yanlış yere geldik yine. Aşkımızı Roma’da perçinleyecektik. Yine bu herif çıktı karşımıza.

dialog2.jpg Ya Einstein sen nasıl gelip gidiyorsun böyle kuzum? Öbür taraftan sana iltimas mı geçiyorlar?

dialog2.jpg Herkesten gizlediğim bir zaman makinem var benim. Geçmişten geleceğe gelip geziyoruz işte.

dialog2.jpg Ne zaman makinesi mi? Vaay be! Tahmin etmeliydim, bunu senden başkası icat etmemeliydi zaten.

dialog2.jpg Seninle vakit kaybedemeyeceğim. Estella geliyor musun yoksa burada mı kalacaksın?

dialog2.jpg Tamam, geliyorum. İnatçısın Albert.

ZAK ayracı.jpg

Estella indi arabadan, Einstein ile beraber uzaklaştılar.

Bu Einstein meselesine kafam basmıyordu ama üzerine pek düşünebilecek durumda değildim. Estella üzerimde öylesine bir etki bırakmıştı ki uzaylılar gelseler dikkate değer bulamayacaktım.

Trafikte de henüz bir değişiklik yoktu. Tekrar oturdum kös kös arabaya. Radyoyu açtım ve beklemeye koyuldum. Müzik aniden kesildi, spiker flaş haber hamlesi ile girdi yayına.

ZAK ayracı.jpg

“ İyi akşamlar sevgili dinleyicilerimiz. Birçoğunuzun bilmediği üzere bugün İstanbul’da köprülerde büyük bir protesto gerçekleşti.”

dialog2.jpg Ne protesto mu?

“Durum çözülene kadar sizlere bunun haberini vermedik ki kötü niyetli kışkırtıcıları bu eylemden uzak tutalım.”

dialog2.jpg Ulan bilmeden bir protestonun parçası mı olduk ne? Neyi protesto ettik acaba?

“İstanbul’da büyük bir grup sürücü tarafından benzine yapılan son vergi zamları protesto edildi. Köprü çıkışlarında kontak kapatan sürücüler kısaca ‘Dünyanın en pahalı benzinini kullanmak istemiyoruz. Benzinden alınan vergiler iptal edilsin’ bildirisinde bulundular”

dialog2.jpg Oha! Yok artık inanmam. Vay canına, bu bir ilk! İyi de hükümet bunu kabul etmez. Ulan başımız belaya girecek. Olay falan çıkmadan bitse de gitsek.

“Büyük katılımlı bu çağrıya bizzat devlet başkanımızın talimatıyla ekonomi bakanımız bir sürpriz ile cevap verecek. Kulislerden gelen bilgilere göre halkın memnun olacağı bir sürpriz olacak bu.”

dialog2.jpg Aha, memnun olacaksak vergileri indirecekler herhalde. Şahane! Çok iyi olur yahu.

ZAK ayracı.jpg

Radyoda anons bittiği anda helikopter sesleri bastırdı etrafı. Herkes arabasından iniyordu. Hemen ben de indim arabadan. Gökyüzünde yaklaşık 10 – 15 adet helikopter büyük çelik halatlarla, çok büyük bir stant taşıyorlardı. Stant renkli ışıklar ve sis bulutlarıyla az ileride tepemizde duruyordu. Sislerin arasından ekonomi bakanı elinde mikrofon ile göründü.


“Sevgili halkımız! Bugün burada toplanmış bulunuyorsunuz! Derdinizi biliyoruz. Derdiniz derdimizdir! Bu konu hakkında çok ciddi bir çalışma başlatıyoruz. Umuyoruz ki olumlu sonuçlara ulaşalım. Her zaman olduğu gibi yine siz eylemcilerimizle gerekli duygudaşlığı kuruyoruz. Sizlerin bugün göstermiş olduğunuz barışçıl eylemi bir şenliğe dönüştürerek sizleri uğurlamak istiyoruz ve muhteşem şovuyla Hande Yener ile baş başa bırakıyoruz sizi. Tekrar tüm protestocuları selamlıyorum.”


Ekonomi bakanı sahneden ayrılırken yüksek tonda müzik başlamıştı, insanlar coşkuya kapılmış arabalarının üzerine çıkıp dans etmeye koyulmuşlardı. Hande, renkli ışıklar içerisinde sislerin arasından çıkarak Ekonomi bakanının sözlerini özetlercesine -Bakıcaz Artık- isimli şarkısını söylemeye başlamıştı.

Şarkı bittikten sonra trafik açılmaya başladı. Geç de olsa eve varabilmiştim.

Karım ise geciktiğime hiç şaşırmamıştı.

ZAK ayracı.jpg

dialog2.jpg Yine çok trafik vardı herhalde, yorulmuşsundur. Üzerini değiş de yemek yiyelim.

dialog2.jpg Siz yemediniz mi hala?

dialog2.jpg Yok, seni bekledik. Çok geç de değil, daha saat sekiz.

dialog2.jpg Sekiz mi?

dialog2.jpg Evet.

dialog2.jpg Nasıl olur yahu? Bunca saat geçti…

dialog2.jpg Hadi hadi üzerini değiş, üstün başın kokuyor.

dialog2.jpg Hım şey, farkettin demek… Ben de onu diyecektim.

dialog2.jpg Neyi diyecektin?

dialog2.jpg Ya kızma ama bugün bir kadınla tanıştım, adı Estella. Arabama bindi. Yalan söylemeyeceğim çok etkilendim, aklımdan da çıkartamıyorum. Onun kokusu sindi sanırım.

dialog2.jpg Bak ya, sen yine eve hayallerini getirmişsin. Üstün leş gibi sigara kokuyor. Sana kaç kez dedim eve hayal getirme. Çocuk da sana benzedi. Bugün dışarda yanından geçtiğimiz insanlar için “Anne bak bunlar otomatik insanlar. Gerçek gibiler ama aslında değiller” diyordu.

dialog2.jpg Ne hayali ya! Kızdın mı bana? Ondan mı böyle söylüyorsun?

dialog2.jpg Öf tamam tamam. Merak etme kızmadım. Estella’yı da boş ver uyuyunca geçer.

dialog2.jpg Geçer tabii canım. Ben sadece sana dürüst olmak istedim. Yoksa tabii de geçer.

dialog2.jpg Geçer dedim ya. Geçenlerde ben de Albert diye birinden böyle etkilenmiştim. Uyudum geçti Sabah kalkınca çorapsız ayakkabı giyen adamın neyinden etkilendim diye kendime kızdım hatta.

dialog2.jpg Albert mi? Çorapsız mı ayakkabı?


Tam o esnada kızım koşarak yanıma geldi.


dialog2.jpg Canım babam hoş geldin! Çok özledim bugün seni. Bisiklet sürmeye çıkalım mı? Ne olur!

dialog2.jpg Tamam kızım, çıkarız yemekten sonra. Bir soluklanayım.

dialog2.jpg Aaa Baba, dur sana bir şey vereceğim.

dialog2.jpg Neymiş o?


Bir koşu salona gitti ve elinde bir zarfla döndü.


dialog2.jpg Bak bu mektup sana geldi. Gelecekteki senden gelmiş babacım.

ZAK ayracı.jpg

Bir korku dürttü baştan aşağıya, olduğum yerde savrulup titrememle köprü yine sallanmış, sonradan öğrendim.

Hemen arkamdaki balkonun kapısından “Allah hepimizi korusun albayım, korkulardan kurtarsın, amin” diyerek Oğuz Atay içeri girdi.

Amin.


Story Copyright : OTahirZGN
Image Source

ZAK000.png

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.