Zihnimin Abuk Kuşundan Sabuk Ötüşler – BEŞ (5)

Bir Cuma günü yine bir haftanın sonuyla denkleşmişti ve de diğer Cumalar gibi bitişine direnmekteydi. Bu direnişin yarattığı can sıkıntısıyla top çevirme dakikalarını yudumlayıp, bitiş zilinin çalmasını beklercesine saatle bakışan gözlerimden dökülen uykunun, heyecanlı parıldamalara dönüşmesini bekleyen zihnimin nöronları tarafından şiddete maruz bırakılıyordum. Daha fazla dayanamayacaktım ve trafiği de düşünüp işten erken çıkmaya karar verdim. Toparladım eşyalarımı ve arabaya ilerledim.

Arabanın kapısını açarken içimde zifiri bir huzursuzluk dal vermişti. Zaman zaman sebepsiz sıkıntılar, huzursuzluklar yaşadığım için ciddiye almamaya çalıştım ve yola koyuldum.

Köprüyü geçtikten sonra trafiği baypas edecek tenha yollarda ilerliyordum. Bir süre sonra yolun ortasında siyah bir arabanın yolun ortasında durmuş olduğunu gördüm ve frene bastım. Kafamı pencereden dışarı çıkardım ne olduğunu anlamak için. Siyah arabanın kapıları açıldı ve içinden lacivert ceketli, güneş gözlüklü 3 adam indi. Arabama doğru yürüdüler ve yanıma geldiler.

dialog2.jpg Lütfen arabadan iner misiniz?

Birden korku tomurcukları patladı yüreğimde. Başıma kötü bir şeyler geleceğini söylüyordu titreyen parmaklarım.

dialog2.jpg Pardon, neden inmem gerekiyor? Siz kimsiniz?

dialog2.jpg Bizimle gelmeniz gerekiyor.

dialog2.jpg Ben evime gidiyorum, sizinle gelemem. Tanımıyorum zaten sizi.

Yavaş yavaş camı kapatmaya çalışıyordum ki adamlardan biri belinden çıkardığı tabancasıyla arabanın lastiklerine ateş etti. Bir diğeri ise kapamaya çalıştığım cama elindeki demir sopayla vuruyordu. Kaçmam gerektiğini anladım ve çok hızlı bir şekilde arabanın diğer kapısından atlayıp koşmaya başladım. Çevrede insanlar vardı, hatta ileride bir polis arabası görüyordum. Ona doğru koşmaya başladım. Bağırıyordum bir yandan da yırtınırcasına “Yardım edin, ne olur yardım edin!” diye.

Adamlar arkamdan bir el ateş ettiler sağ baldırımdan yaralanarak yere düştüm. Kurşun girmiş miydi yoksa sıyırmış mıydı emin değildim çünkü canım inanılmaz acıyordu.
Çevredeki insanlar heyecanlı ama korkmuş gözlerle bana bakıyorlar ve uzaklaşıyorlardı.
Ben ise acılar içerisinde bağırıyordum “Allah rızası için yardım edin” diye. Fakat insanlar kendi başlarına iş almamak için hiçbir şey yapmıyorlardı.

Düştüğüm yerde enselediler beni ve arabaya bindirdiler. Araba çalışıp yola koyulduğu vakit ben de debelenip camlara vuruyordum, insanlardan gören olur da yardım eder umuduyla. İleride gördüğüm polis otosunun önünden geçtik, o sırada polislerle bir anlığına göz göze gelmiştim ama sonra birbirlerine dönüp muhabbete koyuldular.

dialog2.jpg Polisler, polisler gördü her şeyi, beni de gördüler. Bırakın beni, şikâyetçi olmayayım. Başınıza iş almayın.

dialog2.jpg Ahahaha, onlar trafik polisiydi be koçum. Asayiş olaylarına bakmazlar onlar. Çok umutlu olma.

dialog2.jpg Polis polistir, illaki bilgi vereceklerdir.

dialog2.jpg Tabii tabii. Neyse yeter lan! Debelenme artık.

dialog2.jpg Nereye götürüyorsunuz beni.

dialog2.jpg Biraz yolumuz var sabret. Bağlayın şunun gözlerini.

Gözlerim bağlanmadan hemen önce gökyüzünü görebilmiştim. Henüz güneş tam olarak batmamıştı ve Ay kendini göstermişti. Sonrasında gözlerim karardı.

Canım acıyordu, çok korkmuştum ama gözlerim bağlanmadan önce gökyüzüne bakmak iyi gelmişti. İçimdeki huzursuzluk aydınlanmaya başlamıştı. Mevcut duruma karşı yapacak hiçbir şeyim yoktu zaten, o zaman durumu kabullenip, başıma gelecekleri beklemeye karar vermiştim. Tüm bu kabullenmeler ve sakinleşmeyi biraz da sakallarıma borçluydum. Ne zaman gerilirsem, sakallarımla oynar, onları ufak ufak yolardım. Sakallarım benim yanımda taşıdığım antideprasanımdı. Tek kafama takılan yolun ortasında patlak lastiklerle kalmış arabama ne olacağıydı.
Gözlerim kapalı yola devam ederken şarkı söylemeye başladım

Özü Gülmeyenin Yüzü Güler Mi
Sevgisiz Muhabbet Hakka Değer Mi
Seven İnsan Kaşlarını Eğer Mi
Zorunan Güzellik Olmuyor Caaanım

dialog2.jpg Ne o, bize mi mesaj veriyorsun?

dialog2.jpg Yok ya ne demek mesaj, şarkı söylüyorum ben.

dialog2.jpg Ne bileyim zorlan güzellik olmaz felan

dialog2.jpg Yahu şarkı öyle, aklıma birden geldi ne yapaydım.

dialog2.jpg Tamam tamam kes şarkı markı söyleme. Geldik sayılır zaten.

dialog2.jpg Nereye geldik?

dialog2.jpg Anlarsın birazdan

Araba yavaşlayıp durmuştu. Kapılar açıldı, gözlerim bağlı bir şekilde kollarıma giren adamlarla beraber yürüdüm ve açık havada merdivenlerden yukarı çıktım. Sonra anladım ki bir uçağa bindiriliyordum. Özel bir jet uçağına hiç hoş gelmemiştim.

Hipotalamus’umdan hipofiz bezime sinyaller gittiğini fark ettim. Sinyali alan Hipofiz bezi hemen adrenalin salgılanmasını zevkle yerine getirmişti. Adrenalinin salgılanmasıyla, kan parmak uçlarımdan çekilip vücudumdaki geniş kas bölgelerine doğru yol almaya çalışıyordu ama kasları bulmakta zorluk çektiğinden biraz fazla dolaşmaktaydı. Hâlbuki göbeğimin oralarda bir yerlerde, kollarımın sağında solunda bir grup kas biriktirmiş olmalıydım. Haksızlığa uğradığımı hissetmiştim.

Bir koltuğa oturtup bağladılar beni. Gözlerimdeki bandı çıkarmışlardı. Uçağın kapısı kapandı ve uçak taksi yapmaya başladı, bir müddet sonra ise kalkışa geçti.

Beni yakalayan adamlar da uçaktaydı. Bir de hostes bulunuyordu uçakta. Gözlerine baktım yardımcı olabilir mi diye ama o benim gözlerime bakmadı hiç, yüzüme de.

Kendimi bir an değersiz hissetmiştim. Kendi kendime söylendim. “ Ah be keşke feromonlu parfüm satan şu adamı terslemeseydim de alsaydım bir şişe. Belki de üstüme sıksaydım şimdi bu hostes beni de görür ve belki de benden etkilenip yardım ederdi. Ah salak kafam ah!”
Hostes adamlara servis yaparken bana bir bardak su bile vermiyordu, oysaki ne çok susamıştım.
Yine söylendim kendimce “ Schopenhauer haklıydı tabii kadınlar hakkında, onlar gerçekte önemli olan hiçbir şeyi ciddiye almazlar işte. Anlayamazlar da. Beni de anlamıyorlar. Ben gibi bir adamı şuracıkta çaresizliğe terk eden şu hostes de bir kadın işte. Gerçi beni bu hale getirenler de erkek. Aman ya, neler düşünüyorum. Kadınlar çiçektir. Yok lan, şimdi o da hoşlarına gitmiyor. Kadın kadındır, çiçek de benim ve çiçekler su ister. Çok susadım lan, Allah rızası için bir su verseler ya.”

Sanırım adrenalin kaynaklı kan dolaşımının konuşlanacağı bir kas kütlemin olmayışı beni saçmalamaya sevk etmişti ama gerçekten de susamıştım.

Bir cesaretle seslendim;

dialog2.jpg Pardon, affedersiniz bir su rica edebilir miyim?

O sırada hostes yerine oturdu, kemerini bağladı ve yüzüme bile bakmadan; “İnişe geçiyoruz.” dedi.

Ben yine sessizce kendi kendime; “Ah ulan, keşke kendini insan sanan bir köpek olsaydım da birden köpeğe dönüşüp parçalasaydım şunları!” diye saçmaladım.

Birden aklıma bacağım geldi, yaralanan bacağım hiç acımıyordu. Hatta gayet gücü de yerindeydi. “Adrenalin sen nelere kadirsin” deyiverdim yüksek sesle.

Adamlar birden arkalarını döndüler, ters ters bana baktılar. Ben yine saçmaladım.

dialog2.jpg Eheeehee Allah her şeye kadir diyordum, hiç hayatımda iş jetine binmemiştim o da oldu da, birden düşününce heyecan şey ettim.

dialog2.jpg Daha dur sen, asıl heyecan birazdan başlayacak.

Cevabım yutkunmak ve sessizlik olmuştu.

Uçak inişini gerçekleştirmişti, beni koltuktan çözdüler ve ellerim bağlı bir şekilde uçaktan indirdiler. Gece olmuş ama hava kavurucuydu. Etrafıma bakındım ve tabelalardan pisipisi deyince kaçan kedilerin şehri Bağdat’taolduğumuzu anladım.

Gözümün önünde hayatımın matrisi çözümleniyordu. Aslında daha hedonist bir yaşamın mealsizliğini çözümleyecektim ama nasip değilmiş diye düşündüm.

Lacivert ceketlerde ölümü görüyordum. Toprak ölüm kokuyordu ve ben de emindim artık burada beni öldüreceklerinden.

“Ha doğmadan önceki yokluk, ha öldükten sonraki… Doğmadan önce kaybolmadım yoklukta öyleyse kaybolamam ölünce” dedim yine kendi kendime.

Uçağın yanına siyah bir minivan yanaştı. İçinden silahlı asker görünümlü, 2 adet uzun ve adrenalinin yolunu gözü kapalı bulacağı kadar kaslı adamlar indi. İngilizce konuşuyorlardı. Beni getiren adamlardan biriyle beraber araca bindik ve bizi yaklaşık 45 dakika mesafede bir yere götürdüler.

Karanlıktan etrafı pek algılayamıyordum, bir binaya girdik. Binanın içinde şifreli bir güvenlik aşamasını geçtikten sonra asansöre binerek 3 kat aşağı indik. Asansörden iner inmez sağ tarafta bir odada bir sandalyeye oturttular beni. Gri boyalı duvarları olan odanın içerisinde bir bilgisayar ve bir ameliyat masası vardı sadece. Ben etrafı incelerken odaya beni getiren adamla beraber bir adam daha girdi. Adam yabancıydı ama aksanlı bir şekilde akıcı olarak Türkçe konuşabiliyordu.

dialog2.jpg Getirdiniz sonunda aradığımız adamı ha.

dialog2.jpg Getirdik efendim.

dialog2.jpg Emaneti sordunuz mu?

dialog2.jpg Yok efendim, biz her hangi bir şeyden bahsetmedik kendisine.

dialog2.jpg Ya yanında değilse?

dialog2.jpg Yok efendim, sinyali hiç kaybetmedik, bakın hala sinyal çok güçlü.

dialog2.jpg Göremiyorum şu adamın yüzünü, ışığı açın bakalım.

Tepemdeki ışığı açtılar. Adam bir süre şaşırmış bir şekilde suratıma bakındı. Sonra yanındaki adama döndü;

dialog2.jpg Bu adam aradığımız adam olamaz.

dialog2.jpg Ama bu efendim.

dialog2.jpg Yahu emaneti alan adamı biliyoruz bu değil o. Bu adam bizim kayıtlarımızda olan kimseyle örtüşmüyor.

dialog2.jpg Ama sinyal efendim.

Hemen araya girdim.

dialog2.jpg Efendim, bence de bir yanlışlık var, ne olur bırakın beni. Bakın ben bir şey görmedim, duymadım

O sırada yüzüme gelen tekme adamın bana ettiği küfrü hiç hafifletmemişti.

dialog2.jpg Sus ulan orospu çocuğu!

Tabii ki de susmuştum.

dialog2.jpg Efendim bakın sinyale, çok güçlü. Biz sinyali takip ederek bulduk bu adamı ve sinyal hala çok güçlü

dialog2.jpg Konuş bakalım, gadix’in sende ne işi var?

dialog2.jpg Kim ben mi? Ne işi olacak efendim, bende bir işi yoktur. O dediğiniz nedir bilmiyorum.

dialog2.jpg Gadix’i nasıl elde ettin? Ver bize onu çabuk.

dialog2.jpg Yok valla bir yanlışlık var, ne gadix bilirim ne bişey.

dialog2.jpg Ulan sinyal senden geliyor işte! Derhal soyun arayın bu adamın üstünü.

Dışarıdan hemen 2 asker geldi ve beni tamamen soydular. Önce kıyafetlerim, sonra da vücudumun her ayrıntısını aradılar, ama tabii ki bir şey bulamadılar çünkü ben de bir şey olamazdı.

dialog2.jpg Nerede lan bu çip? Nereden geliyor bu sinyal.

dialog2.jpg Efendim midesinde ya da vücudunda bir yere saklamış olamaz mı, genel bir röntgen kontrolüyle saptayalım isterseniz.

dialog2.jpg Derhal!

Devasa bir röntgen cihazına soktular beni, aldığım radyasyon ömrümden en az 10 yıl götürmüştü götürmesine ama umursamıyordum, nasıl olsa burada öldüreceklerdi.

dialog2.jpg Efendim inanamayacaksınız ama, kafatasının içerisinde çip.

dialog2.jpg Nasıl olur, kim yapmış bunu? Birileri bize oyun oynamaya kalkmış belli.

dialog2.jpg Efendim bu adamı önce sorguya çekelim mi?

dialog2.jpg Çekelim tabii, kim var bu işin arkasında öğrenelim.

dialog2.jpg Tamamdır efendim.

Röntgen cihazından çıkarıldıktan sonra, ameliyat masasına yatırıp bağladılar beni.

dialog2.jpg Bak şimdi, kafandaki şu çipi beynini deşerek çıkaracağız. Yani öleceksin Ama bu ölüm huzurlu acısız olsun istiyorsan bildiklerini anlat. Kimsin sen?

dialog2.jpg Tamam her şeyi anlatacağım ama çok yorgun perişan ve susuzum, bana bir su verin kendime geleyim.

Vakit kazanmaya çalışıyordum çünkü ne anlatacağımı bilmiyordum.

O esnada dışarıdan bir asker geldi ve bir şeyler söyledi İngilizce. Konuşmalardan anladığım kadarıyla, yeni çocuklar gelmiş, kız olanlardan seçiminizi yapın diğerlerini bir an önce organ nakli için hazır etmemiz gerekli gibisinden bir şeyler söyledi.

dialog2.jpg Sen bunun yanında dur, bir su ver şuna, ben birazdan burada olacağım.

dialog2.jpg Tabii efendim. Su getireyim ben öyleyse.

Su getirmek için o da odadan çıkınca tek kalmıştım ama ameliyat masasına bağlıydım ve kurtulma ihtimalim yoktu.

Duvarda dolaşan bir böcek gördüm, sanki gitgide büyüyordu aşağı doğru indikçe. Yere indi ve kocaman devasa bir böcek oluverdi. Hemen ardından ise dönüşmeye başladı ve 40 yaşlarında bir adam oluverdi.

“Nasıl bir şey’ in içine düştüm Allah’ım” diye dua etmeye koyulacaktım ki, böcekten dönüşen adamın Franz Kafka’ya benzerliğini fark ettim. Yanıma yanaştı ve hemen beni çözüverdi.

dialog2.jpg Çabuk olmalıyız, seni buradan kurtaracağım!

dialog2.jpg Allah razı olsun senden de, sen sen…

dialog2.jpg Çok konuşma beni takip et!

Odadan koşarak çıktık ve asansöre binip bir kat daha aşağı indik. Asansörden indikten sonra tuvaletlerin olduğu bölüme girdik. Orada kanalizasyona çıkan bir ızgara vardı, onu söktükten sonra uzunca bir yol ilerledik. Yolculuk boyunca beni kurtaran adam’ın Kafka olduğuna emin olmuştum.

dialog2.jpg Sen Kafka’sın gerçekten de Kafka’sın. Ama nasıl olur, bunun bir açıklaması olmalı.

dialog2.jpg Her şeyin bir açıklaması yoktur. Sen beni bırak da söyle bakalım geri zekâlı, sana gelen mektubu okumadın değil mi sen?

dialog2.jpg Ne mektubu ya?

dialog2.jpg Of nasıl açıklayayım… Kendinden gelen mektubu!

dialog2.jpg Kendimden gelen mi? O ne demek? Hassiktiiir, oha yani o akşam kızımın bana verdiği mektup mu?

dialog2.jpg Ne bileyim, o dur herhalde.

dialog2.jpg Kızım bana bir mektup getirmişti, gelecekteki benden gelmiş diye de… Ne yaptım ben onu ya?

dialog2.jpg Okumamışsın işte.

dialog2.jpg Ulan valla, Oğuz abi balkondan girince gümbürtüye gitti, sonra da biz gecelere aktık. Harbi neydi o mektup yahu?

dialog2.jpg Okusaydın bilirdin. Ben sana açıklamayacağım. Sen kendinle tekrar temasa geçersin.

dialog2.jpg Ne akıl almaz, ne saçma olaylar oluyor hayatımda. Yav sen nasıl böcekten dönüştün öyle.

dialog2.jpg Niye, sen demiyor muydun hepimiz Gregor Samsayız diye.

dialog2.jpg Ya evet, çok etkilenmiştim. Bence hepimiz Gregor ‘uz valla. Of ya ne alaka şimdi, o senin yazdığın hikâyenin kahramanı bir kere.

dialog2.jpg Kahraman mı? Ha ha buna gülünür işte.

dialog2.jpg Ya anladın sen işte, hem bence o bir kahraman, yaşadığı dönüşümü kötüye kullanmamış bir kahraman o. Hem o sensin değil mi, yani kendini anlatıyorsun bir bakıma.

dialog2.jpg Ya bırak şimdi bunları, ben senin yaşındayken ölmüş bir adamım işte. Şu bok çukurundan bir an önce kurtulmamız lazım.

dialog2.jpg Ben nasıl eve döneceğim?

dialog2.jpg Çıkınca o işi yapacak biri bekliyor olacak seni.

dialog2.jpg Bu adamlar kimdi peki, ne yapıyorlardı?

dialog2.jpg Çok kötü şeyler oluyor, tüm Dünyada bir toplum yaratılmaya çalışılıyor. Zorbalık, zalimlikle yahut faşizanlıkla değil, sadece komutlarla hükmedecekleri bir toplum peşindeler. Orada çocukları kullanıyorlar, deneyler yapıyorlar, kesip biçiyorlar, tecavüz ediyorlar.

dialog2.jpg Kim bunlar?

dialog2.jpg Daha fazla anlatamam, zaten çıkmamıza az kaldı.

dialog2.jpg Sen de benimle geliyorsun değil mi?

dialog2.jpg Hayır, ben gelemem. Kurtarmam gereken çocuklar var.

dialog2.jpg Ben de kalayım derdim ama ben ölürüm hemen burada, sana da iş çıkarmayayım.

dialog2.jpg Kal diyen yok zaten. Senin gitmen gerekiyor. Gel bakayım şuradaki metal merdivenleri tırman. Bundan sonra teksin.

dialog2.jpg Ya sana sarılmak isterdim ama böyle boklu pasaklı da sarılmanın bir anlamı yok.

dialog2.jpg Tamam, sen çık hadi geliyor olabilirler.

dialog2.jpg Tamam çıkıyorum ama aşağıdan bakma öyle, çıplak ve donsuzum utanırım.

dialog2.jpg Hadi lan git buradan.

dialog2.jpg Tamam Kafka, kendine iyi bak, görüşelim senle sana dair konuşmak istediklerim var.

dialog2.jpg Git oğlum, manyak mısın git!

dialog2.jpg Tamam lan tamam, bakmasana oğlum.

Hızlı hızlı merdivenleri tırmanıyordum, yorulmuştum iyice, en sonunda çıkışa yaklaşmıştım ki bir el uzandı. Tuttum o eli beni yukarı çekti. Karşıma yine ulu bilge Albert Einstein çıkmıştı.

Birden bir sevinçle ağlayıverdim.

dialog2.jpg Seni gördüğüme bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi Einstein. Aileden birini görmüş gibiyim.

dialog2.jpg Ahahahahaha

dialog2.jpg Ne gülüyorsun be?

dialog2.jpg Şu haline bak, bir de bana laf ediyordun çorapsız ayakkabı giymem konusunda.

dialog2.jpg Ya sen benim başımdan neler geçti biliyor musun?

dialog2.jpg Kısmen biliyorum. Neyse neyse bak şimdi ben seni evine göndereceğim, vaktimiz yok hadi.

dialog2.jpg Ya nasıl, uçak mı ayarladın?

dialog2.jpg Ne uçağı şaşkın. Seni ışınlayacağım.

dialog2.jpg Ya bırak allasen.

dialog2.jpg Ya hadi uzatma, bak seni enerjiye dönüştürerek uzay-zamanda hareket ettireceğim. Rahat ol.

dialog2.jpg Bunu daha önce başka insanlarda denediniz mi?

dialog2.jpg Yok ilk olacaksın

dialog2.jpg Ben binmem buna o zaman.

dialog2.jpg Binmene gerek yok zaten, güle güle ahahahaha.

Gözlerimi açtığımda bir hastane odasındaydım. Başımda karım ve kızım bulunuyordu.

dialog2.jpg Hah kendine geliyor.

dialog2.jpg Babacım aç hadi gözlerini.

dialog2.jpg Ne oldu? Neredeyim ben?

dialog2.jpg Hastanedesin kocam.

dialog2.jpg Niye ki, ne oldu?

dialog2.jpg 2 gündür sana ulaşmaya çalışıyoruz biz de, en sonunda polisler seni burada bulduklarını haber verdiler. Çok endişelenmiştik. Bir an için sana bir şey olursa kripto paralara yatırdığın paraları nasıl alacağız diye panikledim. Hangi borsada, hangi cüzdanda neyin var, şifrelerin neler, otantikeytır barkodun nered? Hiçbir şey bilmiyoruz valla, yaz bunları bir yere öğret bana da.

dialog2.jpg Ya harbiden ha, ben bunu hiç düşünmemiştim. Bu bize ders olsun. Ayrıca steemit hesabımda var, onu da yazayım. Gerçi orada bir şey yok gibi. Ya ben nasıl buraya gelmişim? Niye buradayım yani?

dialog2.jpg Valla belediye çalışanları seni kanalizasyonda bulmuş. Çırılçıplakmışsın, pislik içinde baygınmışsın. Ne yapıyordun orada? Yine Ninja Kaplumbağalar’ın ustası Splinter olduğunu falan mı sandın sen doğruyu söyle? Hatırlıyor musun?

dialog2.jpg Hatırlıyorum, hatırlamaz mıyım hiç. Hepimiz Gregor Samsa olsaydık keşke. Bu dünyanın ne boktan bir yer olduğunu hatırlıyorum. Kafka’nın böceğini ruhlarında taşıyan vicdan sahibi insanların artmasını istiyorum.

dialog2.jpg Babacım bak, dışarda arkadaşın olduğunu söyleyen bir amca sana bu çiçekleri gönderdi.

dialog2.jpg Kimmiş o kızım?

dialog2.jpg Bilmem belki yazıyordur üstünde.

Çiçeklerin arasında küçük bir kâğıda yazılı bir not bulunuyordu;

“Ne yazık onlara ki kalpleri temiz olmadığı için herkesi kötü sanırlar ve günahsıza ve günahkâra bir fark gözetmeden kötülük ederler. Ne yazık onlara ki duygulu çekingenliği korkaklık, samimiyeti yaltaklanma ve yardımı bir baskı sayarlar. Ne yazık onlara ki kendilerine açılan saf bir kalbi zaaflarından istifade edilecek, istismar edilecek bir akılsız sayarlar. Onların, geleceği yaratan insanlar arasında yeri yoktur. Unutulacaklardır” Oğuz Atay

dialog2.jpg Ya ne demiş bu yine? Varsa bir derdin, gel bir akşam oturup konuşalım, değil mi?

dialog2.jpg Kim ne demiş?

dialog2.jpg Kim olacak, al bak !

dialog2.jpg E burada, “Geçmiş olsun” yazıyor.

dialog2.jpg Haa… Kim yazıyor?

dialog2.jpg Ya yat dinlen sen, iyi değilsin. Yat uyu dinlen, korkutma bizi daha fazla.

dialog2.jpg Tamam yormayın beni. Bir de bana dolma yap be karıcığım, canım çekti.

dialog2.jpg İnşallah.

dialog2.jpg Amin!


Story & Image Copyright: OTahirZGN
ZAK000.png

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.