Dış Dünyanın Gerçekleri

Bir vapur keyfi günüydü İstanbul sularında. Kafasını boşaltmak için İskeleye yanaşan Vapur’un nereye gittiğine bakmadan biniyor, gittiği iskelede inip deniz kenarında çayını içtikten sonra yeniden vapura biniyordu. Öz terapi yapıyordu kendisine bu şekilde.

Beşiktaş iskelesinde inip, deniz kenarı kafelerden birine gittiğinde acıkmıştı da. Bu sefer çayın yanında bir de tost yemişti ve üstüne bir çay daha ve sonra sigara yanında kahve.

Yine bir vapura binmek üzere kalkacaktı ki cebinde parasının kalmadığını fark etti hesap masaya geldiğinde.

 Pardon, kredi kartıyla ödeyebilir miyim?

 Tabii efendim, hemen pos cihazını getiriyorum.

 Teşekkürler.

Garson pos cihazını masaya getirdiğinde kartını uzattı. Kart cihaza takıldı, 13 TL tutan hesap tutarı pos cihazına girildi ve üstüne şifreyi girdi.

 işlem başarısız diyor.

 Hay aksi, daha borcunu ödememiştim sanırım limiti doldu. Siz en iyisi bana bir çay daha getirin, ben o sırada yakında bir arkadaştan rica edeyim bana para getirsin.

 Tamam beyefendi.

Telefonuyla işyeri Taksim de olan Ayhan’ı aradı;

 Alo, Ayhan merhaba nasılsın?

 Kemalim iyidir ya ne olsun. İş güç koşturuyoruz işte. Senden ne haber?

 Ben de bugün izinliydim biraz kafa boşaltayım dedim, geziyordum.

 Lan oğlum daha dün beraberdik, hiç bahsetmedin. Neyse süper yapmışsın, arada yapmak lazım.

 Aynen ya. Bu arada yardımına ihtiyacım var, ondan aradım.

 Hayırdır söyle kardeşim ya ne geliyorsa elimden yaparım.

 Ya komik bir duruma düştüm, Beşiktaş’ta bir kafedeyim de, üzerimde para kalmamış, kredi kartı da limit aşmış. 13 TL bir hesap geldi, gerçi bir çay daha içtim. Üzerimde para yok, bana 20 – 25 TL para getirebilir misin? En yakın sen varsın, ondan seni aradım.

 Hay Allah ya aksiliğe bak. Para da para değil hani ama işler çok yoğun be abi, çıkmam pek mümkün değil. Sen bir çaresine bakmaya çalış, baktın olmuyor haber ver. Bir yolunu bulmaya çalışırım. Kusura bakma ya.

 Ha yok yok ne kusuru. İşin gücün var tabii. Ben halledemezsem ararım yine, teşekkür ederim yine de.

 Tamam abi, bak halledemezsen muhakkak ara. Hadi kapatıyorum, görüşürüz.

 Görüşürüz.

Güvendiği dağlara kar yağmıştı resmen, ne olacaktı yarım saatliğine işten izin alsa gelse. Neyse işte her arkadaş aynı olmuyordu.

 

O sırada telefonu çaldı, arayan Tayfundu.

 Alo, Tayfun merhaba.

 Merhaba Kemal ne yapıyorsun ya, epeyi oldu görüşemedik.

 İyi valla ne olsun. Harbiden ya en son 6 ay önce mi görüşmüştük?

 Ne 6 ayı abicim, neredeyse 1 yıl olacak.

 Oldu mu o kadar yahu, vay be. Arayı çok açmışız.

 Öyle valla, iş güç koşturma derken zamanı da anlamıyoruz bu şehirde. Ben de şimdi senin instagramda paylaştığın fotoğrafı gördüm, arayayım dedim.

 İyi yaptın, ben de bugün izinliydim, geziyorum işte vapur sefası, deniz kenarı çay sefası falan yapıyorum. Gerçi sefa cefaya dönüyor gibi ya neyse.

 Niye oğlum ya, ne oldu?

 Sorma ya parasız kaldım, hesabı ödeyemiyorum. Taksimde çalışan bir arkadaşı aradım, Ayhan’ı biliyorsun ama o da çok yoğunmuş. Şimdi ne yapsam diye düşünüyorum.

 Yapma be, e dur oğlum o zaman ben geleyim ama beklersin biraz.

 Yok be oğlum sen ta Bakırköy’den buraya mı geleceksin, saçmalama. Hem işte değil misin sen?

 Ya gelirim sen merak etme. İş’i boş ver, derim bir arkadaş zor durumdaymış çıkıyorum diye. Laf ederlerse de etsinler.

 Ya sağol da, benim yüzümden laf yeme be.

 Bir şey olmaz yahu, sanki her zaman mı böyle yapıyorum. Ayda yılda bir, bir arkadaşımızın yardıma ihtiyacı olmuş erken çıkıyorum. Buna da laf etmesinler artık. Gerekirse yarın fazla mesai yaparım ben bekle sen.

 Ya bak çok mahcup oluyorum.

 Başlatma lan mahcubiyetine, 1 yıl olmuş görüşmeyeli zaten. Geliyorum ben.

 Of tamam tamam.

Telefonu kapattıktan sonra bir kahve daha istedi ve keyifle içiverdi denize karşı. İçinde uzun süredir görüşmese de bıraktıkları noktada her daim devam edebilen bir arkadaşlığın huzuru ve yüzünde bunun sebebiyet verdiği tebessüm vardı.

1 saat 15 dakika gibi bir süre geçmişti ve Tayfun ancak gelebilmişti. Birbirlerine sıkı sıkı sarıldıktan sonra oturup bir şeyler içerek sohbet ettiler. Tayfun hesabı ödeyip bir miktar da Kemal’e para bıraktıktan sonra kalktı ve geri döndü.

Kemal kafeden kalkıp tekrar Vapur’a bindi. Vapurdayken Ayhan aradı.

 

 Alo, ne yaptın oğlum halledebildin mi?

 Hallettim ya, sağolsun Tayfun geldi.

 Tayfun mu? O Bakırköy’de değil mi ya?

 E oğlum adam geldi işte.

 Vay be helal olsun bak utandım ha, ben şuradan gelemedim.

 Neyse boş ver. Halloldu işte.

 Ya oğlum bana kızgın değilsin inşallah.

 Ulan sen olsan kızmaz mısın?

 Ya haklısın kızarım da işte, ne bileyim anla be gelemedim işte.

 Tamam lan tamam biz arkadaş değil miyiz? Olmasaydık kızmazdım. Birkaç gün küfreder unuturum rahat ol. Ama Tayfun güzel gol attı sana.

 İyi yapmış lan iyi yapmış. Neyse madem işin görüldü, sevindim. Haydi konuşuruz sonra.

 Tamam hadi görüşürüz.

 

Telefonu kapatırken birden gökyüzünün karardığını fark etti. Kafasını yukarı kaldırdı ve tepelerinde uçan devasa uçan daireler gördü. Deniz dalgalanmıştı, vapurda insanlar paniğe kapılmış neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Uçan dairelerden biri vapura çok yaklaştı, herkes kaçışıp saklanırken Kemal heyecan içerisinde uçan daireye bakıyordu. Uçan dairenin altından bir kapak açıldı ve Kemali uçan dairenin içine ışınladı.

Bu sefer korkmuştu Kemal ama bir yandan da bunun başına gelmiş olması sevindiriyordu içten içe.
Karşısında en kısası 2 metre boyunda, buz mavisi gözlere sahip, tüysüz ve saçsız insan benzeri canlılar duruyordu. Kemale yaklaşan dış dünyalılar, Kemalin alnına, su damlacığına benzer küçük şeffaf bir şey yapıştırdılar. Kemal gözlerini yukarı kaldırarak kafasındaki şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Birden dış dünyalıların sesini kafasının içinde duymaya başladı.

 Merhaba Yerküreli! Bizler çok uzaktan geldik ve bizden korkmana gerek yok. Alnına yapıştırdığımız cihaz sizinle iletişim kurabilmemiz için geliştirildi. Bu sayede telepatik yollardan birbirimizin dilini öğrenme ve anlama gereği olmadan anlaşabiliyoruz.

 Merhaba! Çok heyecanlıyım, ne diyeceğimi ya da ne düşüneceğimi bilemiyorum. Sizler uzaylısınız gerçekten de değil mi?

 Uzaylı ? Hepimiz Uzaylıyız, siz de dahil. Bizim nereden geldiğimizi merak ediyorsan, bizler SaklaSamanı Galaksisi, Yerküp gezegeninden geliyoruz.

 Vay canına, hiç bilmediğimiz yerler. Peki burada ne yapıyorsunuz, Dünyayı ele geçirmeye mi geldiniz? Kaynak mı lazım? Bizlere ne yapacaksınız?

 Bizler zarar vermek ya da işgal etmek için burada değiliz. Bizler kusursuz canlılarız ama bir zamanlar bizlerin ataları da sizler gibiydi. Neredeyse bizlerin yaşadıklarını, bizlerin evrimini birebir yaşadığınızı tespit ettik. Siz bizim tarihimizi yaşıyorsunuz.

 O zaman buraya tarihiniz hakkında bilgi sahibi olmaya mı geldiniz?

 Hayır, zaten kendi tarihimizi izleyebilecek teknolojiye sahibiz. Fakat sizin bizim tarihimize paralel şeyler yaşıyor olmanız yine de bazı gideremediğimiz sorulara cevap bulabilmek için bizi buraya getirdi.

 Ne gibi sorular?

 Özellikle arkadaşlık gibi ilişkileri çözmeye çalışıyoruz. Bizler kusursuz olduğumuzdan, kusursuz ve net ilişkiler yaşıyoruz. Lakin tarihimizde ve sizde de gördüğümüz üzere, sizlerin ilişkileri çok karmaşık, net değilsiniz ve bu şekilde mutlusunuz. Bunu anlamlandıramıyoruz. Arkadaş dediğiniz insanlar bazen her zaman yanınızda, her şeyi paylaştığınız insanlar oluyor ama kavga ediyorsunuz. Bazen yanınızda bile olmayan çok nadir görüştüğünüz insanlar oluyor ve yardımlaşabiliyorsunuz. Birbirlerinizin arkasından konuşup, birbirinize ihanet edip sonra yine bir araya gelebiliyorsunuz. Bu ve bunun gibi ilişkiler çok karmaşık geliyor bizlere. Atalarımızla da zaman olarak çok uzaktayız ve artık içimizde bunu anlayabilecek kimse kalmadı. Bunun açıklamasını bize yapabilir misin?

 Yaparım yapmasına ama yapamam aslında. Siz kusursuzsunuz ama arkadaşlık birbirine karşı kusurlu olarak o ilişkiyi yürütebilmektir. Kusurlarını hoş görebildiğin insan arkadaşındır ki bu kusur yeri gelir bir ihanet bile olabilir. Kusurlarını hoş göremediğin kişi ile zaten bir devamlılık sağlamak istemezsin. Bunu anlatmak o kadar zor ki, kusurlu bir Dünyada kusurlu insanların kusurlu arkadaşları olur. Çünkü insan aslında zordayken yardım edecek birini aramaktan ziyade, kusurlarının birileri tarafından hoş görülmesini ister. Bu bir karşılıklı kusur hoş görmesidir.

 

Kafasından aşağı bir sürahi su dökülen Kemal sıçrayarak yatağından fırlar. Karşısında duran arkadaşı Ayhan sırıtarak konuşur;

 Kalk lan kalk! İşe geç kalacaksın!

 Lan senin kafanı sikeyim, izinliyim oğlum ben bugün! Her gün sen mi varsın da uyanıyorum sanki ben, siktir git! Rüyanın da içine ettin. Böyle arkadaş düşman başına!

Kemal bu şekilde homurdana homurdana uykuya devam ederken, Ayhan da kapıda ayakkabılarını giyiyordu. Kapıdan çıkarken yatağında uykuya dalmış olan Kemal’e seslendi;

 Yanımda para kalmamış, cebinden 30 TL aldım borcum olsun!

 


Story & Image Copyright: OTahirZGN
ZAK000.png

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.